Bakır Cezve / Edebiyat, Kültür, Sanat, Gündem, Mizah, Gençlik, Alıntı, Çalıntı



Bakır Cezve / Edebiyat, Kültür, Sanat, Gündem, Mizah, Gençlik, Alıntı, Çalıntı
"Ben geldim geleli açmadı gökler / Ya ben bulutları anlamıyorum / Ya bulutlar benden bir şeyler bekler" Sezai KARAKOÇ

« Önceki | Sonraki »

Perşembe, Mayıs 15, 2008

Uğultu


                                                   1.
           Düşünce hakim,o ise mahkumdu.kalın duvarları vardı binanın.ve
büyük odalı,mavi boyalıydı.bir de o vardıbir köşede,sessiz sakin.ibn haldun
gibi düşünmekten uzaktı."Gerçeğin adı haberse kabul edilir,inşa ise
tahkik."diyemeyecek kadar da bereketsiz bir düşünce kaosuna teslimdi.neyin
kararına doğru yürüyor ve neyin kararsızlığından kurtulmaya çalışıyordu
bilemiyordum.bir öksürük tuttu durup dururken.ve uykuya hiç doymayan gözleri
vardı sanki.fırsat buldukça başını masaya koyuşu bundandı sanırım.onu
bırakmak istemiyordum.sanki asırlarca oturabilirdi o köşede.bir şeyler
yayılıyordu parmak uçlarına,bir kağıtla ilgileniyordu durmadan.ayın kaçı
diyordu insanlara.yirmisi diyordu bir kız.okuduğu kitabına dönüyordu sonra
yirmisi diyen kız ilgisizce.o tekrar düşünüyordu.
 
                                                  2.
         "Allah'ım,dayanamıyorum artık dedirtme!" Lisana en çok dua
yakışır.gidişi mümkün gelişi mümkün geceler var diye sürekli kandil yakar mı
insan?sabrı tüketmemek gerek.bazen karanlığa da ihtiyaç var.
 
                                                 3.
           yanılmamışım işte.hala o köşede oturuyor.yanından geçiyorum şöyle
bir,elindeki kağıtlar neyin nesi meraktayım.küçücük kutuları var,hafif
turuncu pembe arası renkte,çok fazla kutucukları olan bir kağıt.insan
başkasını bilmek istiyor.ama kuru bir bilme isteği diyemem
gözlemlerime.sanki onu bilsem kendimi bileceğim ve bundan kaynaklı çoğu
meraklarım.farkında oluş kadar güzeli yok bakışların.neye niçin baktığını
bilmek.o, perdeyi yırtma isteği...sırrın aşikar olduğu bir karar
cümlesi.karar cümlesi?evet karar cümlesi,çünkü o kadar içselleşmiş ve
dönüşlü ki damarlarındaki kan,bunu onca uzağında olmama rağmen
görüyorum.hayır!mana yüklemek değil bu!bilen bilir,sokaktan bihaber olsa da
dıştaki,en azından tabelayı keşfedebilir.sonrası bir yönelişten başkası
değil zaten.çok şeye lüzum yok yaşamak için.elzemi biraz nefes,biraz
su..sanırım o da böyle düşünüyor köşesinde.
 
                                                   4.
             damarlarımın inceliğini zorlayan kanım!parmaklarımı üç parçaya
bölen eklemlerim!kudüs gibi yalnız,"nil"siz bir mısır gibi bereketsiz,meryem
gibi suskun kıvranışlarım!bilin beni yaradan'ı.bilin ay tenime değen yağmuru
yaradan'ı.ve sen her şeyi bilen rabb'im,sokağımda yalnız bırakma beni.
 
                                                    5.
            ardı sıra gidiyorum.bir kalabalığa karışmış gidiyor o da.bir
tuhaf oluyor böyle izlemek birini.gitmeli miyim acaba peşinden?gereklilik
kipleri kimin umrunda?her adımı bir tuhaf.diğerlerininkinden daha bir sert
basıyor yere.sanki ayaklarının altına dünyanın en sefil eylemleri konmuş
da,mistik bir duyuşla duyduğu bu kötülükleri yok etmek istercesine bir
öfkeyle atıyor adımlarını.birkaç kişi daha var böyle kalabalığın
içinde.elindeki turuncu pembe arası renkte bir sürü kutucukları olan kağıdı
sımsıkı tutyor.tırnaklarının ucundaki beyazlık ihbar ediyor bu sıkı
tutuşu.her bir hareketimiz nasıl da gösteriyor tabelayı.
 
                                                     6.
            çemberin üstünde yürüme çabalarından ibaret hayat.içine ya da
dışına ait olmadan,çemberin üstünde düşmeden ve biraz da düşünmeden yürümek
güzel olurdu.nitekim ruh akla,uçağın havalanmak için piste duyduğu ihtiyaç
kadar muhtaç.
 
                                                    7.
            bir ırmak yatağından taştı işte.tarlalar,bağ bahçeler su
altında.dağdan kaçan ırmak denize kavuşamazsa ne olur?sel olur,kıyamet
olur.işte böyle attı bir adımını,köşesinde asırlarca oturacak sandığım.
 
                                                   8.
             medeniyetler kalınlaştıkça niye incelir insan?ya rab,hissiz bir
kalp vereydin ya madem.zor olan isyan etmemek  elbet,ama kendini tahlil
etmek ondan daha kolay değil kuşkusuz.
 
                                                  9.
             ölmemek ümidi yaşamamak korkusuna galebe çalarsa ancak bir
avcının omzuna konar bir serçe.ters yüz etmeye gerek yok aslında
cümleleri.sadece bir tüfeğin ucundan daha küçük bir kuş,bahsettiğimiz.hangi
avcı bilir ki bunu.çünkü kendi kanatlarıyla gelmiş konmuştur avcının
omuzuna. işte diğer adımı da köşedekinin,bu minicik kuşun kalp atışları
gibiydi sanki...
 
                                                 10.
               gitmek lazım aslında şimdi.çıldırmış bir saat gibi dolaşmasam
ortalıklarda.her adımım asırlar kadar uzun mu olacak böyle.bu oda kaç asır
ötede?
 
                                                 11.
              bu üçüncü adım.nasıl bir yürüyüş bu,her adımın tercümesi
öyküler dolusu yazılabiliyor.dördüncüsü,şu çığlığı andıranı.evet o
dördüncüsü..bir çığlık gibi içten dışa doğru,tiz bir ses dalgası gibi.bu
beşincisi bir çölün gündoğusu...bir kum saati beşinci adım.altıncı adım kını
parçalanmış bir hançer.hiçbir şey kını parçalanmış bir hançerden daha
tehlikeli olamaz.ve işte yedincisi.....
 
                                                 12.
             önündeyim işte,o odanın önünde.bir adım halledecek herşeyi.her
şeyi susturmalıyım şu an.içim,dışım,yer,gök,eşya...her şey durmasını bilmeli
bir yerde.bu benim yaşamım.sokağımı aydınlat rabb'im!
 
                                                 13.
           gözü yoracak kadar fazla beyazı olan bir binaya girdi
kalabalık.bense hala onu izliyorum.yedi adım sonra bir kapının önünde
durdu.sanki bir cehennem mabedini tavaf ediyor gibiydi.beyaz kapıdan içeri
girdi.ben orada durdum.daha öteye geçemedim.köşedekinin son adımı kaldı
aklımda.delireyazan bir rüzgarın altında mütereddit bir adım.oturdum
oralarda bir sandalyeye.ne işim vardı da bunca ilgilendim bu insanla.güldüm
kendime sonra.ama dedim ya,salt bir merak değil bu.sanki onu bilsem kendimi
bileceğim.
 
                                                14.
           kapı açıldı işte.ben açtım onu.oturduk odada birer ikişer
arkadaşlarla.etraf kağıtlarla dolu.benim de elimde olan kağıtlarla.bir ışık
çarpıp duruyor gözüme.ne işim var burada diyorum,insanların,eşyanın,
meleklerin, ve dahi cinlerin duyamayacağı bir sesle.son kelimenin son harfi
sesli olsa dayayılmıyor sesim odaya,beyaz binaya,dışarıya.sem'i olan'dan
başkası işitmiyor.elimden düşüyor kağıt.bu oda nefes almam için yeterli
değil.nefes ki,yaşamak için elzem olan ikinin birincisi...
 
                                                15.
            çıktı odadan.sadece o çıktı.elinde sıkıca tuttuğu kağıt
yok.merdivenleri çabucak indi, durmadan dinlenmeden dışarı attı
kendini.elini soğuğun şerrinden korumak için kabanının cebine
soktu.gülümsüyordu.durağa yürüdü.cebinden iki bilet çıktı.buna kendi de
şaştı,tek bileti olduğunu düşünüyordu sanırım.ben de durağa gittim.bana
seslendi, "üsküdara gitmek ister misin?" şaşırdım tabi."biletim yok."
dedim.bende iki tane var,hadi gidelim dedi.bindik otobüse.pek
konuşmuyordu.ben o idim sanki,o da ben.neden sonra konuştu, "bazen çemberin
üstünde yürürken sendelersin,durup dinlersin kendini ve yeniden başlanacaksa
yürümeye, üsküdar olmalı başlangıç noktan.çünkü,yaşamak bir tuzlu somon
balığı..."
                                                                           
Leyla MARANKOZ

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Arkadaşına Gönder!

Yasir Buğra Eryılmaz'dan stop motion edebiyatı...