Gölge
Bir rüya gördüm kardeşim. İçinde mavilik barındırmayan ve kırmızı kalemle çizilmiş bir rüya... Güneşin garbta ve şarkta duruşu aynı tonda ve aynı anda resmedilmişti: Kızıl ve şimdi..
Gündüz, tek bir güneşin yakıcılığından şikayet eden ben, gece iki güneşin altında, üstelik ağzıma bir kadın çorabı tıkılmış vaziyette terliyordum.
Kelimelerim, fikirlerim, hatta ünlemlerim bile soğuk bir ter olup sırtımdan akıyor, gözlerimin kuruluğunun aksine tüm tenim ıslanıyordu.
Dil mezarlığı vardı az ötemde. Üç ifrit bir mezar kazmış ve boğaza yakın yerlerinden kesilmiş dilleri topluca gömmeye hazırlanıyorlardı.
Kavrulmuş göz kapaklarımı kaldırmaya çalışıp kesik dilimden sızanı dinliyordum:
Serin gölgeleri özlerim şimdi
Dile gelmez hislerim, gizlerim yahut
Yüregime dokunan yağmur da dindi
Bitsin artık sinemi çatlatan sükut
Bir rüya gördüm kardeşim.
Boğazımdaki çorabı tükürüp illetli nefesimle mecaz borusuna üflediğimde, sadece, birinci teklik şahıs emir kipleri hortluyordu.
Halil İbrahim Doğramacı




